Skip to content Skip to footer

İran’da Üç Amerikalı

Enver GÜNEY
Başbakan Musaddık’I devirmek için gizlice İran’a giren Kermit Roosevelt, 19 Temmuz 1953 günü Hanekin sınır kapısında oldukça gergin bir sınır görevlisi ile karşılaşır. Talep üzerine hemen pasaportunu verir. O zamanlar Amerikan pasaportlarında kişinin fiziksel özelliklerini gösteren bir not bulunmaktadır.  Görevli memur Kermit’in isminin o not olduğunu düşünerek, İran resmi kayıtlarına “Mr. Scar on Right Forehead-Alnının Sağında Yara İşaretli Bey” olarak kayda geçirecektir.

Kermit Roosevelt’in “Countercoup: The Struggle for the Iran” kitabından

Amerikalılar son günlerde İncil’deki ayetlerin sıralarıyla, tesadüfen oluşturdukları rakamları karşılaştırarak, gelecek hakkında kehanetlerde bulunmaya başladılar. Önceleri Trump’ın ilk dönemi 45’le, İncil’in 45nci Suresini ilişkilendirirlerken (1), şimdilerde İran rejiminin 47nci yılını Trump’ın 47nci Başkanlık dönemine  (2)   bağlayarak İran’a müdahale formülleri arayışı içindeler. Yaptıkları ve yapmayı düşündükleri baskın ve müdahalelerin ulusal ve uluslararası hukukta yasal dayanağını bulamayınca, tesadüfi benzerliklerden başka bir gerekçelerinin olmadığı ortada sanki.

Bugünkü yazım Amerika – İran ilişkileri sırasında, iz bırakan üç isimle ilgili. İlk isim  İranlıların  şehitlik mertebesine bile çıkardıkları Amerikalı Howard C.Baskerville. İkincisi, Pers Parlamentosunun davetiyle geldiği ülkede Hazine Genel Sekreteri yetkisiyle çalışarak kısa sürede büyük işler yapan Morgan Shuster. Üçüncü ve sonuncusu da Başbakan Dr. Muhammed Musaddık’a yapılan darbenin başrol oyuncusu, iki ülke ilişkilerini derinden yaralayan Kermit Roosevelt.

Morgan Shuster

İkinci dünya savaşı sonrasında kabadayılığı tercih eden Amerikan yönetimlerinin ilk vukuatı  CIA’in de ilk operasyonu olarak bilinen “AJAX Operasyonu”durAjax Operasyonunun ilk fitilini bir önceki yüzyılda İran’dan imtiyazlar koparmaya çalışırken İngilizler ateşlemiş, bombayı  patlatmak seksen yıl sonra Roosevelt’in torunu, CIA ajanı Kermit’e nasip olmuştur.(3)

Baskerville’in hikayesi İran’ın en güzel şehirlerinden birinde, Tebriz’de geçer. Baskerville, Princeton Üniversitesi 1907 yılı mezunudur. Din üzerine eğitim almasına rağmen, ilerde İran’da önderlik ettiği özgürlük mücadelesine Princeton’da aldığı “Anayasal Yönetim Esasları” dersinin ilham verdiği söylenir. Eğitiminin hemen ertesinde Presbiteryen Yabancı Misyon Kurulu’na başvurarak Princeton Din Seminerine katılır. Daha sonra kendisine verilen görevi kabul ederek, Tebriz’deki Memorial School of the American Presbyterian Mission ile sözleşme imzalar ve iki yıllığına Pers İmparatorluğuna gider.

Eski ismiyle Pers İmparatorluğu olan İran, o günlerde büyük bir sosyal değişim geçirmektedir. 1779 yılından beri hüküm süren Türk kökenli Kajar (Qajar) hanedanından Muzaffer al-Din Şah, 1906 yılında başlayan Anayasal devrim sonucunda kendi yetkisini sınırlayarak, seçilen meclisi onaylamış ve meşrutiyeti ilan etmiştir. Yeni Pers Anayasası Şah’ın yetkilerini kısıtlamakla kalmamış, basın özgürlüğünü de tanıyarak halkın çağdaş anlamda özgürlüğe kavuşmasını sağlamıştır.Ancak bu hürriyet dönemi çok uzun sürmeyecektir.  

Muzaffer al-Din, 1907 yılbaşı günü ölür. Yerine geçen oğlu Muhammed Ali Şah, taviz vermeyen bir monarşisttir. Ülkede hakim Rus ve İngiliz emperyal güçlerine güvenerek monarşiyi tekrar ilan eder ve parlamentoyu 3 Haziran 1908 tarihinde kapatır. Kendisine karşı en büyük muhalefet Baskerville’in de yaşadığı, Azeri Türklerin ağırlıkta olduğu Tebriz’de gerçekleşir. Şah, isyancılara Rus komutanların yönettiği ve çoğunluğunu Rusların oluşturduğu Cossack birlikleri ile saldırır. İlerde Pers İmparatorluğunun ismini İran olarak değiştirerek, kendisini Şah ilan eden  Rıza Pehlevi o günlerde bahsi geçen Cossack birliklerinin birinde onbaşı olarak görev yapmaktadır.

Baskerville’in 1907 yılının sonbahar döneminde ders verdiği sınıfında 80 Müslüman öğrencinin yanında 135 Ermeni ve Süryani öğrenci bulunmaktadır. Öğrencileri ile harika bir bağ kurmuştur. Baskerville, yaşadığı şehirde, Tebriz’de çıkan olaylarda yakın arkadaşı ve monarşiye karşı direnişin önderi Hüseyin Şerifzade’nin ölümünden derin bir şekilde etkilenir. 1909 baharında kendi kişisel katkılarıyla İran demokrasisi için gönüllü bir birlik oluşturmaya karar verir. Ders verdiği son günlerde “Sınıfın penceresinin önünde oturup, aç insanların demokrasi mücadelesini tepki vermeden seyretmem mümkün değil” dediği söylenir. Baskerville birkaç gün sonra Tebriz’i savunanların yemek davetine katılır. “Savaştan nefret etmeme rağmen, daha iyi bir gelecek için, anayasal bir yönetim ve demokrasi için yapılacak bir mücadelede ölmeye hazırım” der. Yemekte  duygulu anlar yaşanır, alkış ve gözyaşları hakimdir. 

 Okuldaki günlerini ansiklopedilerde silah ve barut yapımı ile ilgili bilgileri araştırarak geçirmeye başlamıştır. Bu gelişmeler şehirdeki Amerikan Konsolosu Edward Doty’i endişelendirir. Doty, Baskerville’e eleştirilerini öğrencilerinin önünde yüksek sesle yapar. “Seni bir Amerikan vatandaşı olarak uyarıyorum…Senin bir ülkenin iç işlerine ve politikasına karışmaya hiçbir hakkın yok… Sen bir öğretmensin, devrimci değilsin…”

Baskerville’in cevabı çok net ve yalındır. “Hakları için çarpışan bu halkın mücadelesine tarafsız kalmam mümkün değil. Evet ben bir Amerikalıyım, bundan gurur duyuyorum; ama ben aynı zamanda bir insanım…Buradaki insanlarla aramızdaki tek fark benim doğum yerimin Amerika olması. Bu benim için hiç önemli bir fark değil…”

Son akşam yemeğini 19 Nisan 1909 günü Rahip Samuel Wilson ve eşi Annie ile yiyecektir.  Birkaç saat sonra  kendi oluşturduğu gönüllü milis güçlerle buluşur. Tebriz yakınlarında onlara komuta eder. İsyanın ilk dakikalarında, bir kısım gönüllü cesaretini kaybeder ve kaçar. Baskerville savaşa heyecanla devam eder. Şehir surlarını geçerken keskin bir nişancı gözüne Baskerville’i kestirir. İlk kurşun başının hemen yanından geçer. Nişancı kısa bir süre daha bekler. Baskerville’in ikinci hareketinde onu göğsünden vurur.

Ölümünden sonra cenaze merasimi şehit mertebesindeki bir İranlıya yapılan ile adeta aynıdır. Binlerce insan Tebriz’de Presbiteryen kilisesine giden yolda cenazeye marş ve şarkılarla eşlik eder. Uğruna çarpıştığı Tebriz Parlamentosunun lideri Seyid Hasan Takizade mezarı başında yaptığı konuşmasında “Genç Amerikan ulusu, bu genç insan, Baskerville, genç İran anayasası ve demokrasisi için kendisini feda etti.” ifadesini kullanacaktır. Cenaze töreninin hemen ertesinde Baskerville’in Minnesota, Spicer’da bulunan ailesi bir telgraf alır. Telgraf İran’dan gelmektedir. “İran, kıymetli oğlunuzun özgürlük uğruna verdiği mücadele sırasında kaybından büyük üzüntü duymaktadır. İran ve İranlılar, gelecekte O’nun ismini Lafayette’in Amerikalılar için ifade ettiği değerde saygıyla anacak, mezarına saygıyla sahip çıkacaklardır.” Mücadelenin öncülerinden Sattar Han, Baskerville’in tüfeğini İran bayrağına sararak, aileye gönderir. Ailesi gelen emaneti hüzünle açar. Yeni yüzyıla girerken sevgili oğulları çok uzaklarda bir ülkede demokrasi uğruna hayatını kaybetmiş, geride onlara acı ile hissedecekleri büyük bir gurur bırakmıştır.

Baskerville’in ölümünden 5 gün sonra Tebriz, Şah kuvvetleri ve Rus Cossack birlikleri tarafından ele geçirilir. Bu zaferleri çok uzun sürmez. Şaha olan tepkinin giderek büyümesi sonucunda, 3 ay sonra 16 Temmuz 1909 günü Şah azledilir. Parlamento toplanır, Anayasal düzen kurulur. Kısa bir süre için de olsa, Pers İmparatorluğu’na demokrasi yeniden gelmiş, sükunet hasıl olmuştur

Baskerville, günümüz İran’ı için hala önemli bir kişiliktir. İki devlet arasındaki keskin görüş ayrılıklarına rağmen, İran’da hala demokrasi sembolü olarak saygıyla ve onurla anılmaktadır. 2003 yılında İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tebriz’de Anayasa Evinin hemen önündeki büstünün açılışını bizzat yapmıştır. Büstün üzerine Farsça “Howard C. Baskerville.O bir vatanseverdi. Tarihimizi yazdı.” ifadesi kazınmıştır. Tebriz’deki mezarına neredeyse her gün taze sarı güllerin bırakıldığı söylenir. Kısacası “Baskerville, İranlıların Amerikalı şehididir.”

Howard Baskerville’in Ernest Hemingway’in “Çanlar Kimin İçin Çalıyor?” eserine ilham kaynağı olduğu söylenir. Kitabın kahramanı Robert Jordan da Baskerville gibi Amerikalı bir öğretmendir. Robert, zalim diktator Franco’ya karşı savaşta demokrasiyi arayan İspanyollarla birlikte çarpışmıştır.

İkinci konumuz Tahran’da geçer. Yirminci Yüzyılın başlarında Hindistan’ı kontrol mücadelesi “The Great Game-Büyük Oyun” sürecinde İran’ı adeta iki parçaya bölen Rus ve İngilizlere karşı Pers Parlamentosunun önderleri bir çözüm arayışı içine girerler. Sonunda işleri toparlamak için bir Amerikalıyı İran’a davet etmeye karar verirler. William Morgan Shuster. Shuster, Baskerville’in ölümünden neredeyse iki yıl sonra, 12 Mayıs 1911 günü herkesin korku dolu anlar yaşadığı günlerde Tahran’a gelir. Pers Parlamentosu Shuster’la 3 yıllığına anlaşır ve kendisini Pers İmparatorluğunun Hazine Genel Sekreteri olarak atar. İran hazinesinin başına bir Amerikalının getirilmesinin ardında o günlerde İran için ilham kaynağı olan bir ülke vardır. İngilizlere karşı özgürlük savaşı veren, anti-feodal, anti-sömürgeci bir ülke.  Amerika Birleşik Devletleri.

Pers İmparatorluğu üzerindeki Rus ve İngiliz baskısı halkı yıldırmıştır. Shuster henüz 34 yaşında olmasına rağmen, bir zamanlar Amerikan kolonisi olan Filipinler’de Genel Vali (sonradan ABD Başkanı olacaktır) William Howard Taft’ın nezaretinde vergi sisteminin kurulması ve geliştirilmesi için çalışmıştır., 1899 yılında Amerikan–İspanyol savaşının hemen ertesinde, Küba’ya Gümrük Hizmetleri İdaresine Müdür olarak atanmış, her iki görevinde de çalışkanlığı, hırsızlığa ve yolsuzluğa karşı çabalarıyla ün salmıştır. Görevlendirilmesinden önce İran’a böyle bir çalışma için gideceğini hayal bile etmediğini yazdığı mektuplarda dile getiren Shuster, Washington’daki İran temsilcisi Mirza Ali Kuli Han’ın ısrarı ile görevi kabul eder.

Tahran’a geldikten sonra, bu ülkede daha önce görev yapan yabancıların yerine getirmek zorunda oldukları bir kuralı bilerek ihlal eder. Çalışmaya başlamadan önce, ülkeyi 1907 tarihli İngiltere-Rusya ortak paylaşım anlaşmasıyla iki farklı etki alanına dönüştüren Rusya ve İngiltere’nin temsilcilerini ziyaret etmez. Bu davranışı oldukça iddialı bir başlangıç yaptığının göstergesidir. Ülkede parlamenter sistem hakim olmasına rağmen Rus ve İngiliz güçler  yandaşları ile birlikte  ülkenin resmi düzenini tanımamakta, kendi hakim güçlerinin varlığını her alanda hissettirmeye çalışmaktadırlar.

O dönemde Pers İmparatorluğu’ndaki kamu hizmetlerinin neredeyse tamamı belirli imtiyazlarla değişik devletlere dağıtılmıştır. Posta hizmetleri, gümrük gelirlerinin toplanması, demiryolu taşımacılığı gibi hizmetler değişik Avrupalı devletlere imtiyaz olarak verilmiştir. Şahın koruma hizmetlerini Rus Çarına bağlı Cossack birlikleri üstlenmiştir.

Atamasından birkaç gün sonra Pers Parlamentosunun önderleri Shuster’i Tahran’daki Atabak Sarayında ziyaret ederler. Shuster ziyaretçilerine Filipinler ve Küba’daki deneyimlerinden bahseder. Bir toprağın, ancak ve ancak vergileme yapısının gücüyle ülke özelliğini taşıyabileceğini anlatır. Shuster’in ilk talimatı 20.000 kişilik bir jandarma teşkilatının kurulması ve etkin vergi tahsilatına geçilmesi olur. Parlamento kabul eder ve jandarmaya eleman alımı başlar. Eğitilen ilk jandarma birliği, Rus etkisinin bulunduğu bir bölgede vergi borçlularının mülklerini haczeder.  Bu gelişme özellikle Rus Çarı 2. Nikola’yı çok kızdırır. Binlerce askerini İran’ın kuzeyindeki Rus üssüne göndererek, Parlamentoyu tehdit eder. Bandar Anzali’ye inen Rus birlikleri yapılan uygulamaların neden olduğu zararın tazmin edilmesini ve özür dilenmesini ister. İngiltere de benzer bir baskı uygulayarak güney İran’daki askeri birliklerini takviye eder. Gözdağı verir.

Shuster geri adım atmaz. İran halkının gerçek ve tek temsilcisinin Parlamento olduğunu kabul etmekte ve temsilcisi olduğu halk için yapılan çalışmalara, yabancı güçlerin baskısıyla son vermeyi asla düşünmemektedir.

9 Aralık 1911 günü beklenen olur. Rus Büyükelçisi Parlamentoya bir ültimatom vererek Shuster’in işine 48 içinde son verilmesini ve yeni bir yabancı atanmadan önce, Rus ve İngiliz temsilcilerinin onayının alınması gerektiğini hatırlatır. Yürekli Pers Parlamentosu Rusların istediğini yapmayarak adeta sonunu hazırlar. General Liakhoff komutasındaki Rus birlikleri Pers Parlamentosuna top ateşi açar. Rus ordusu Tahran’a yürür ve şehri işgal eder. Rus komutan Şah’ın yaşının henüz 14 olması nedeniyle, naibi Ahmet Şah’a Parlamentoyu feshetmesi için talimat verir. Parlamento feshedilir.  Shuster halkın demokrasiye olan saygısını vurgulayan bir konuşma yaptıktan sonra 9 ay süren başarılı çalışması ertesinde otomobiline binerek evine doğru olan uzun yolculuğuna başlar. Ülkesine döndükten sonra “The Strangling of Persia”- Boğazlanan Pers Devleti” başlıklı kitabını yazan Shuster, kitabının bir bölümünde üzüntüsünü şu ifadeyi kullanarak dile getirir “Rusya ve İngiltere, başarmak için tüm gayretini sarfeden ve bunu gerçekten hakeden Pers halkını engellemek için herşeyi yapmaya hazırdılar.”  

Üçüncü olay: Şimdi bir soyguna şahit oluyoruz

Üçüncü olayımız, Başbakan Musaddık’ın ülkesinin milli varlıklarını koruma mücadelesi 1950’li yılların başlarında geçer. Hikayenin, daha doğrusu soygun girişiminin başlangıcı aslında çok öncelere, önceki  yüzyıla kadar uzanmaktadır.

Şimdi 1872 yılının güneşli bir bahar sabahına gidelim.  Reuter Haber Ajansının kurucusu Baron Paul Reuter, o dönemin Pers İmparatoru Naser al -Din Şah’tan sonunda bir randevu alma imkanı bulacaktır. Görüşmeleri sırasında Şah’tan Avrupa’ya yapmayı planladığı ziyarete sponsorluk yapması karşılığında kendisine değişik alanlarda imtiyaz verilmesi sözünü ister. Şah söz verse de halkın güçlü muhalefeti ve Rusların baskısı ile bu söz yerine getirilemeyecektir.

Bu olaydan 30 yıl kadar sonra, bu defa Pers İmparatoru Muzaffer al -Din Şah, William Knox D’Arcy’ye uzun süren görüşmelerin ertesinde altmış yıllık bir imtiyaz vererek, ülkesinde neredeyse yüzyıl sürecek yeni bir soygun sürecini başlatacaktır. Bir milyon kilometre kareden büyük bir alanı kapsayan sözleşme, Rusların engellemesiyle oldukça geç imzalanmıştır. D’Arcy, Şah’a ek olarak 5.000 sterlin rüşvet verince  tüm sorunlar çözülmüştür. Anlaşma ile Pers devletinin payı petrol gelirlerinin  sadece yüzde 16’sı olarak belirlenecektir.

İngiltere’de doğan D’Arcy, babasının iflas ederek  Avustralya’ya göç etmesi nedeniyle hayatının büyük bir kısmını yeni kıtada geçirmiştir. 1882 yılında Avustralya’da kurduğu, Ekim 1886 da Morgan Mount Limited’e dönüşen şirketin direktörü ve en büyük hissedarı olur. D’Arcy, Pers İmparatorluğu’nda petrol ve petro-kimyasalları üretecektir. İmtiyaz kapsamında petrol arama, depolama, pazarlama, doğal gaz ve diğer kimyasal ürünler de yer almaktadır. Ülkede, D’Arcy İmtiyazı olarak bilinen girişim, daha sonra Anglo-Persian Oil Company’e (günümüzdeki British Petrol -BP) dönüşecektir.

İngilizlerin petrol aramaları 1908 yılına kadar büyük bir hızla sürer. Sonuç fiyaskodur. Şirket neredeyse iflas aşamasına gelmiştir. D’Arcy’nin arama faaliyetlerinin hemen durdurulması talimatını vermesine rağmen arama ekibinin başındaki George B. Reynolds verilen talimatı almamış gibi davranarak, çalışmalarına umutla devam etmiştir. Sonunda inanılmaz büyük bir rezerve ulaşılacaktır.  D’Arcy sevinçle şirketin başına geçer. Abadan’da kurulan rafineri ve petrol boru hattıyla İngiltere’ye büyük bir kaynak akmaya başlar.

İran üzerindeki İngiliz baskısı İkinci Dünya Savaşına kadar bütün şiddetiyle sürer. Bu arada, önceki Şah’ları koruyan Cossack Birliğinde bir zamanlar onbaşı rütbesiyle görev yapan Rıza, gösterdiği üstün başarılar üzerine yüzbaşılığa terfi etmiştir.

Rıza’nın yükselişi durmayacaktır. 1921 yılında Seyyid Ziyaeddin Tabatabai önderliğinde yapılan askeri darbe sonrasında  Başbakanlığa getirilir. Tabatabai’i kısa sürede tasfiye ederek, 1925 yılında Parlamentoyu kendisini tanımaya zorlar. Şah Ahmet Kaçar’ı azlettirerek yerine kendisini Şah ilan eder. Şah Rıza Pehlevi 1935 yılında ülkesinin adını İran olarak değiştirecek ve yeni bir dönemi başlatacaktır. İkinci Dünya Savaşı sırasında açık bir Alman yanlısı tavır izleyen Şah Rıza Pehlevi,bu tutumu nedeniyle İngiliz ve Rus işbirliğiyle görevinden alınarak sürgüne gönderilir. Yerine 22 yaşındaki oğlu Muhammed Rıza Pehlevi gelir. İngilizler bu sayede petrol arama bölgeleri ve limanlarını güvence altına alırlar

Müttefiklerce yıllarca Rusya’ya ikmal merkezi konumunda kalan İran’a savaş sonuna doğru Amerikan askeri birlikleri de girmiştir. Amerikalılar ülkenin güneyindeki İngilizlere ait Trans-İran Demiryolunu kontrol altına alırlar. Savaş sona erdiğinde İngiltere, İran yönetimi tarafından  petrolden alınan payın denetlemesine izin vermeyerek, halk üzerinde büyük bir nefret uyandırır.  İran’a yeni girmekte olan Amerika’nın ülkeye bakış tarzı İngiltere’den farklı değildir. Basra Körfezi ve Arabistan’daki petrol rezervleri iştahlarını kabartmaktadır.

Bu gelişmeler sırasında İran’da milliyetçi ve reformcu bir lider, Musaddık seçimle işbaşına gelir. Musaddık arkasındaki güçlü Parlamento desteği ile petrol imtiyazları konusunda halkının çıkarlarını sonuna kadar koruyacağını ilan eder. 1951 yılında ikinci kez seçildiğinde ülkesine ve halkına verdiği vaatleriyle İngiltere’yi tedirgin eder.

Truman’ın ABD Başkanlığı döneminde Amerikalı Demokratlar Musaddık’ı sempatiyle izlerler. Musaddık, Amerika’ya gittiğinde en iyi şekilde ağırlanır. Bulunduğu her ülkede İngiliz petrol şirketi Anglo-Persian Oil Şirketinin millileştirilme nedenlerini anlatır. Mücadelesini tüm dünyaya duyurmaya çalışır. Kimseyle pazarlığa yanaşmaz.

Ancak sonraki yıllarda olanlar olmuş, Amerika’da Demokrat Parti seçimi kaybetmiştir. Yeni dönemde ABD’ye daha şahin bir yönetim hakimdir. İkinci Dünya Savaşı kahramanı Eisenhower artık ABD Başkanıdır. Amerika, Musaddık’ı devirip, devirmemek konusunda başlangıçta tereddütte kalacaktır. Ancak, Beyaz Saray’daki yeni Başkan Dwight D. Eisenhower, Dışişleri Bakanı John Foster Dulles’in etkisi altında farklı bir yola girmeye başlamıştır.

İran’da1953 yılında bir referandum yapılır. Oylama sonucunda parlamento feshedilmiş, halkın yüzde 99,9’u Başbakan Musaddık’a tam yetki vermiştir. İngilizler aynı günlerde Musaddık’ın yeni güçlü konumunu düşünüp,İran limanlarını bloke etmiş, ülkenin dış dünya ile ticari ilişkisini koparmaya çalışmışlardır.  Halk daralan mal ticareti, enflasyon ve amborgonun etkisiyle ciddi bir sıkıntı çekmeye başlamış, yönetime karşı kıpırdanmalar az da olsa kendisini göstermiştir. Musaddık yeni gelişmeler üzerine hemen karşı hamlesini yapar. Son bir çabayla ülkedeki bütün İngilizleri kapı dışarı eder.   İngiltere, yeterli istihbarat kaynağı olmayınca Musaddık’ı devirmek için Amerika’dan destek istemek zorunda kalır.

Musaddık’ı komünist isyancı olarak suçlayıp, Amerikan yönetimini ikna etmeleri hiç de zor olmayacaktır.

1953 yılının Mart ayında Dışişleri Bakanı John Foster Dulles, küçük kardeşi Allen Dulles’in başında olduğu CIA’e talimatını verir. Allen Dulles bu iş için 1 milyon dolarlık bütçe ayırır. CIA’in Yakın Doğu ve Afrika Şefi Kermit Roosevelt, Ajax Operasyonu için görevlendirilmiştir. Bu operasyon CIA’in ilk resmi yurt dışı operasyonudur.

Musaddık uzun süren mücadelesinden sonra yenik düşer. 22 Ağustos 1953 günü tutuklanarak yargılanır. Ülkesinin milli varlığını korumak için yaptığı amansız savaş, istediği şekilde sonuçlanmamıştır. 1951 yılında Time Dergisi tarafından yılın adamı seçilen Musaddık, düzmece bir yargılama sonunda üç yıl hapis cezasına çarptırılır. 5 Mart 1967 tarihine, ölümüne kadar Ahmadabad’daki evinde göz hapsinde tutulur.

 Musaddık’ın Washington D.C.’de bulunan torunu Dr. Ali Musaddık, İran’lı bir diplomatın evinde verilen bir davet sırasında ilginç bir sohbete kulak misafiri olur. Askeri Ateşe’nin eşinin konuşmalarından yapılacak darbeyi duyduğunu büyükbabasına hemen iletmesine rağmen bir önlem alınmadığını çok sonraları öğrenecektir. Daha sonra İran’da karşılaştıklarında, büyükbabası bu bilgiyi aldığını ama İran halkını bir iç savaşa sürüklememek için herhangi bir girişimde bulunmadığını anlatmıştır. (7)

Operasyon başlarken Musaddık’ın görevden alınma kararını imzalayıp, Roma’ya kaçan Şah Pehlevi, CIA Başkanı Alan Dulles’in da bulunduğu özel bir uçakla Tahran’a ülkesine geri döner. 

 CIA Başkanı Alan Dulles’in da bulunduğu özel bir uçakla Tahran’a  dönen Şah Pehlevi ilk kez karşılaştığı Kermit Roosevelet’e “Tahtımı tanrıya, halkımı ve ordumu size borçluyum diyecektir.”(8)

 Kermit Roosevelt, Küba, Porto Riko ve Filipinler’deki İspanyol yönetimlerini devirerek ele geçiren Amerikan’ın eski Başkanı Theodore Roosevelt’in torunudur. Musaddık’ı devirmek için 19 Haziran 1953 tarihinde İran’a sahte bir pasaportla girmiş, ülke içinde birbirlerine karşı farklı siyasi grupları çaprazlama destekleyerek, büyük bir kargaşa yaratmıştır.  Musaddık sadece devrilmekle kalmamış, operasyon sırasında muhafazakar bir ülkede yaşayan medeni bir insana yapılabilecek en büyük iftiralara ve aşağılamaya muhatap olmuştur.

Yıllar sonra Tahran’daki rehine krizinin çözümü için İran’a giden Profesör Thomas M. Ricks’e İranlı bir genç temiz bir İngilizceyle herkesin merakla beklediği soruyu soracaktır:

1.Bazıları Trump’ı neden Pers kralı Cyrus’a benzetirler? Enver GÜNEY, T 24 Haftalık, 19 Ekim 2025. (Trump, 13 Ekim 2025 günü Tel Aviv havaalanına indiği sırada İsrailli fanatikler tarafından “Cyrus yaşıyor” sloganları ile karşılanmış, İncil’in 45 numaralı Ayeti Isaiah’daki ifade ile kutsanmaya çalışılmıştır.)

2. Eşkiya Dünyaya Hükümdar Oldu. Akdoğan ÖZKAN, T 24 Haftalık, 12 Ocak 2026.

3. Amerika’nın İran Argoları, 85. Akademi Ödüllerini toplayan film Argo, Enver GÜNEY, T 24 Haftalık,10 Mayıs 2020

4. RESET, Iran, Turkey and America’s Future, Stephen KINZER

5. trategic Vision, America and the Crisis of Global Power, Zbigniev BRZEZINSKI

6. Semerkand, Amin MAALOUF

7.All the Shah’s Men, An American Coup and The Roots of Middle East Terror, Stephen KINZER (Dr. Ali Musaddık, İranlı Askeri Ataşe Albay Abbas Farzanegan’ın CIA’in ücretli çalışanı olduğunu ve darbeden sonra kurulan kabinede görev aldığını anlatır)

8.Confronting IRAN, The Failure of American Foreign Policy and the Next Great Conflict in the Middle East, Ali M. ANSARI

9. Uzun yıllar boyunca Amerikalılar ambargo ve tehditler savurup, çeşitli bahanelerle İran’ı ne zaman suçlasalar, İranlılar her defasında; “Bizde de bir zamanlar demokrasi vardı. Onu elimizden siz çekip aldınız” şeklinde sitem ettikleri söylenir.